Niçin Öldürdü (1932), Gece Gelen Telgraf (1932), Taranm Babu'ya Mektuplar (1935), Portreler (1935), Simavna Kadısı Oğlu Bedrettin Destanı (1936). Kurtuluş Savaşı Destanı (1965), Memleketimden İnsan Manzaraları (1966), Saat 21-22 Şiirleri (1965), Dört Hapishane'den (1966), Rubailer (1966).
Oyunları: Kafatası (1932), Bir Ölü Evi Yahut Merhumun Hanesi (1932), Unutulan Adam (1934), Ferhat İle Şirin (1965) En_yi (1965), İnek (1965), Sabahat (1966), Ocak Başında Yolcu (1966), Yusuf ile Menofis (1967), Demokles'in Kılıcı (1974).
Roman: Kan Konuşmaz (1965), Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim (1967).
Fıkra: İt Ürür Kervan Yürür(1936), Milli Gurur (1936), Mektuplar: Kemal Tahir' e Hapishaneden Mektuplar (1968), Oğlum Canım Evladım Memedim (1968), Va-nulara Mektuplar (1970), Nazım ile Piraye (1977).
TOPLUMSAL GERÇEKÇİ ŞİİR ANLAYIŞINI DEVAM ETTİRENLER
Türkiye İkinci Dünya Savaşı'na girmemiş olmasına rağmen, savaş, toplum yaşayışını büyük ölçüde etkilemiştir. Gerek bu etki, gerekse toplumcu düşünüşün dergiler aracılığıyla yaygınlık kazanması
garip hareketi dışında yeni bir şiirin gelişmesine yol açtı. 1940 kuşağı ve sonrasındaki Türk şiirinin toplumsal gerçekçileri ya da toplumcu şairleri diyebileceğimiz bu sanatçıların başlıcaları şunlardır: Rıfat Ilgaz, Enver Gökçe, Ömer Faruk Toprak, Mehmet Kemal, Arif Damar, Ahmet Arif, Attila İlhan, Ataol Behramoğlu.
Bu şairlerin ortak yanı sanata toplumsal bir işlev yüklemeleri ve gerçekçiliği benimsemeleridir. Hemen hepsi
garip hareketini toplumcu şiiri yozlaştırmak, küçük burjuva duyarlığını dile,getirmekle suçluyor, sanatçının haksızlıklar karşısında siyasal bir tavır alması gerektiğini savunuyorlardı.
Biçim açısından bakıldığında toplumcu şairlerin serbest şiir anlayışına bağlı oldukları, tıpkı karşı çıktıkları Garipçiler gibi yalın, içten bir söyleyişe yöneldikleri görülür. Yalnız Garipçilerin başlangıçta geleneksel şiire, şiirin yerleşik. kurallarına karşı takındıkları sert tavrı almazlar. Amaçları, şiirlerinin özünü en iyi yansıtabilecekleri söyleyiş biçimini yakalamaktır.
1940'lı yıllarda toplumsal gerçekçi ürünler veren Rıfat Ilgaz, Cahit Irgat, Enver Gökçe ve Ömer Faruk Toprak'ın şiir serüvenini
Mehmet Fuat şöyle özetler:
Ölçülü, uyaklı ilk şiirleri 1927'de yayımlanan Rıfat Ilgaz, daha sonra ölçü, uyak, benzetme, imge gibi şiir araçlarına 'uzak durması, hiçbir kurala uymamasıyla, Orhan Veli' den daha ilerilere gitti, şiirin sınırlarında dolaştı.' Ayrıca halkın beğenisini arayıp bulma çabasında da onu geçtiği söylenebilir. 1942' de Yarenlik, 1944 'te Sınıf, 1948' de Yaşadıkça adlı kitapları basıldıktan sonra, uzun sür_ şiir yayımlamadı. 1953'te yayımladığı Devam ile 1954'te yayımladığı Üsküdar'da Sabah Oldu adlı kitapları kendi yolunda direnmediğini, günün beğenilen şairleriyle yarıştığını gösteriyordu. Giderek düzyazıya, mizah öykülerine ağırlık verdi. Hababam Sınıfı ile yaygın bir ün kazandı.
Romantik yanı ağır basan ilk şiirlerini Cahit Saffet imzasıyla Varlık dergisinde yayımlayan Cahit Irgat (1916-1971), 1945'te Bu Şehrin Çocukları, 1947'de Rüzgarların Konuşuyor yayımlandığında, özgün söyleyişiyle hemen göze batan, savaşın yıkımlarını, getirdiği acılan yansıtan güçlü bir sanatçı olarak belirdi. Ama umulan başarıyı gösteremedi. ' 1952' de yayımladığı Ortalık adlı kitabı, güzel şiirler getirse de bir aşama sayılacak nitelikte değildi. İlk şiirleri Ülkü dergisinde yayımlanan Enver Gökçe (1920-1981), değişik bir
kültür ortamından gelmiş, 1940'ların ikinci yarısında, halk şiirinden, halk söyleyişlerinden yararlanan özgün bir şiirle dergilerde görünmüş, ilgi çekmiş sonra ortadan yok olmuştur Dost Dost ille Kavga adlı kitabı ancak 1973 'te yayımlandı.
Ömer Faruk Toprak (1920-1979) da ölçülü uyaklı ilk şiirlerinden sonra şiir serüvenini 1940'larda serbest nazmın etkilerine bırakmış, emekçilerin konuşma özelliklerini yansıtan bir şiire varmayı amaçlamıştır.
garip akımına karşı tutumunu 1950'lere kadar sürdürdükten sonra eski şiirin kalıplaşmış biçimlerine daha hoşgörüyle bakmaya başladı. Çağdaş şiirimizin gelişmelerinden de etkilenerek son döneminde toplumsal içerikli, ölçülü, uyaklı şiirler vermeyi denedi."
Ahmet Arif(1927-1991), inkılapçı Gençlik, Yeryüzü, Beraber Seçilmiş Hikayeler, Yeni Ufuklar dergilerinde yayımladığı (19441955) toplumcu içerikli, özgün bir yapıya sahip şiirleriyle tanındı. Daha sonra siyasal nedenlerle şiirden uzaklaşmak zorunda kaldı. Uzun süre, eski şiirleri Soyut dergisinde yeniden yayımlanıncaya kadar dergilerde görünmedi. Şiirlerini topladığı kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim (1968) yılın edebiyat olayı olarak karşılandı. Toplumcu şiir ortamını etkileyen sayısı az eski şiirlerine yenileri eklenmedi, ama Türk şiirinin gelişiminde kendine özgü bir yeri oldu.
Ahmet Arifin şiirleri ilk yayımlandığında, alışılmışın dışında, coşkulu, gür bir sesin yankılandığı yeni bir duyarlığı getirdi. Bu şiirler halk türkülerinden, ağıtlardan beslenen, sanki yüksek sesle okunmak için yazılmış şiirlerdi. Bunların en güzel bir örneği de Oy Havar şiiridir. Farklı bir kültürden kaynaklanıyor, özgünlüğüyle toplumsal gerçekçi öteki şairlerin şiirlerinden ayrı bir kimlik kazanıyordu.
Cemal Süreyya, Ahmet Arifin şiirinin bu özelliğini şöyle değerlendirir: "Ahmet Arif, Doğu Anadolu insanının müthiş malzemesini korkusuz bir lirizm içinde önümüze yığıyor... imge onda sınırlı bir öğe değil. Bir bakıma' şiirin kendisi, bütünü. Öyle ki bütünüyle vardır onun şiiri. Kelimeler, ilişkin oldukları kavramları aşan ve daha geniş durumları kavrayan bir nitelik gösteriyor. Özellikle imge konusunda yaptığı sıçrama onu bugünkü şiiri hazırlayanlardan biri yapmıştır."
7.GARİP AKIMI
garip Akımı, kendinden önceki edebi hareketlere tepki olarak doğan, kendisinden önceki tepki karakterli akımlardan daha farklı bir vaziyet arz eden bir harekettir.
garip akımı asırlar içinde süzülüp gelen şiirimize karşıdır. Şiirimizin vezin, kafiye, şekil gibi karizmatik özelliklerine karşıdır. Bu yönüyle en aşırı tepki hareketidir. Daha sonra gelecek olan ikinci Yeni Hareketi de
garip akımına tepki olarak doğacaktır.
Eski şiirimizde mazmunlar şiirimizin kültürünü verir. Divan şiiri hiçbir zaman anlam ve ahengi ikinci derecede ele almamıştır. Şiirin ses tabakası anlamın taşınması için bir araçtır. Divan edebiyatında önemli olan anlamdır. Yahya Kemal'de de bu hususiyet görülür. Ahmet Haşim ilk defa anlamı gölgeleyen bir şiir (Bir Günün Sonunda Arzu) yazar.
"Kitabe-i Seng-i Mezar" 1938 yılında İnsan dergisinde yayımlanır. Sıradan bir şey olan "nasır" şiire sokulur Bizde sıradan insan ve unsurların şiire girmesi yenidir. Sıradan insanı nesrimize sokan Sait Faik, şiirimize sokan Orhan Veli'dir. Orhan Veli'nin bu şiiri yayımlanınca edebiyat aleminden kendisine tepkiler gelir. Şiirin kabul edilmeyen yönü sıradan unsurların şiire sokulmuş olmasıdır.
Orhan Veli, Varlık Dergisi'nde Aralık 1939- Ocak 1940 sayılarında
garip Beyannamesini dört makale halinde yayımlar. 1941 'de çıkan ve üç kişinin (Orhan Veli-25 şiir, Melih Cevdet-16 şiir, Oktay Rıfat-21 şiir) şiirleriyle şekillenen
garip kitabında söz konusu makale yayımlanır. Kitabın logosu olan "Bu kitap sizi alışılmış şeylerden şüphe etmeye davet edecektir." Şeklindedir.
Cumhuriyet döneminde derli toplu, programlı ve disiplinli ilk poetika Necip Fazıl'ın şiir kitaplarına koyduğu ve "Poetika" adını verdiği uzun yazısıdır. Bu poetikadan birkaç yıl evvel Orhan Veli 'nin
garip Önsöz'ü ortaya çıkmıştır ki, şiir hakkında bir çok meseleleri su üzerine çıkarmıştır. . .
Orhan Veli'nin
garip adlı kitaba yazdığı ön söz bir reaksiyon poetikasıdır. Kendi şiir anlayışını açıklamanın yanı sıra, şiirlerine bilhassa Kitabe-i Seng-i Mezar'a yapılan itirazlara bir cevap gibidir.
garip bir bütün olarak değerlendirildiğinde 9 bölümden oluşmaktadır. Bundan sonra Prof. Dr. ORHAN OKAY Hoca'nın
garip Değerlendirmesiyle devam edelim:
Birinci Bölüm: "Şiir, yani söz söyleme sanatı geçmiş asırlar içinde birçok değişikliklere uğramış ve sonunda bugünkü noktaya gelmiştir.
garip telakkisi, öğrendiklerini tabii kabul edişinden gelmektedir. Ona buradaki izafttiği göstermelidir ki öğrendiklerinden şüphe edebilsin."
Orhan OKA Y (O. O.) Görüldüğü gibi
garip mukaddimesi şiirle ilgili çeşitli bahisleri ihtiva eden 9 bölüm halindedir. Orhan Veli poetikasının I. Bahsinde bizi Dekart gibi birtakım peşin fikirlerden sıyrılmaya ve şiir hakkında bugüne kadar iddia ve tekrar edilen kaideler üzerinde yeniden düşünerek ve muhakeme ederek, tabii bir şiir anlayışına davet ediyor.
Ama Orhan Veli her şairin yaptığı gibi söze şiirin tarifiyle başlıyor."Şiir söz söyleme sanatıdır" der. Söz anlamlı ifade demek olduğuna göre "şiir anlamlı söz söyleme sanatı" demektir. O. Veli'ye göre şiirin malzemesi sözdür. Ancak bunu]1 bir
sanat haline getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca O. Veli kendi şiir anlayışının tabiileşme esasına dayandığını ilere sürmektedir.
17.YY'da Avrupa'da Dekartçı anlayışla insanda şüpheci yaklaşımın tohumu atmaya başlanır. Batı düşünce hayatında Dekart bir dönemecin başlangıcıdır. O. Veli bir bakıma; Dekartçı bir yaklaşımla işe başlar, okuyuculardan okuduklarının üzerinde düşünmelerini ve şüphelenmelerini ister.
İkinci Bölüm: "Anane, şiiri bir çerçeve içinde (nazm denen bir çerçeve) muhafaza etmiştir. Nazmın belli başlı unsurları vezinle kafiyedir. Kafiyeyi ilk insanlar ikinci satırın kolay hatırlanmasını temin için yani sadece ,hafızaya yardımcı olmak maksadıyla kullanmışlardır... Bugünkü insan öyle zan ve temenni ediyorum ki vezinle kafiyenin kullanılışında kendini hayrete düşüren bir güçlük, yahut da büyük heyecanlar temin eden bir güzellik bulamayacaktır. Nitekim bu rahatsız edici gerçeği görmüş olanlar vezinle kafiyeye "ahenk" denilen yeni bir şiir unsurunun ebeveyn i nazarıyla bakmışlar ve bu yeni nimete dört elle sarılmışlardır. Bir şiirde eğer takdir edilmesi lazım gelen bir ahenk mevcut ise onu temin eden vezin veya kafiye değildir. O ahenk vezinle kafiyenin haricinde ve vezinle kafiyenin rağmına mevcuttur..."
O. O.: 2. Bahis şiirin nazım zannedilmesine karşıdır. Vezinle kafiyeden ibaret olan nazım şiir demek değildir. O. Veli kafiyeyi hatırlama unsuru olarak görür. Onun bu yönüyle haklı olduğunu söyleyemeyiz. O. Veli isim vermeden "ahenk" unsuruyla Yahya Kemal_ Ahmet Hamdi Tanpınar, Tevfik Fikret, Necip Fazıl gibi şairleri tenkit eder. O. Veli'ye göre ahenk "ezin ve kafiye olmadan da, mevcut olabilir. Mesela "Anlatamıyorum" şiiri bunun en güzel bir örneğidir. O. Veli'ye göre vezin ve kafiye basit düşmüştür. Ancak Orhan Veli vezin ve kafiyeye karşı olan görüşlerini iddia etmeden önce vezinli, kafiyeli şiir dünyasından beslenmiş ve yetişmiştir.
Ancak
garip mukaddimesinde mutlak olarak vezin ve kafiyeye karşı çıkan O. Veli'nin daha sonraki tavırlarında 'Garip'ten sonraki şiir devresinde) yumuşama olduğu görülmektedir. O. Veli vezin ve kafiyeyi zaruret sayanlara karşı çıkar. .
O. Veli'nin
garip mukaddimesinde böyle kesin yargılara varması; şiirde yapmak istediği ihtilalin başarılı olması için bir metottur. Her şeyden önce kendisine kadar gelmiş bütün şiir akım ve geleneklerini yıkmak; ortaya atılan her edebi ve fikri akımın gerçekleştirmek istediği bir amaçtır. O. Veli Garip'ten sonraki dönemde